HAKİKAT KİTABI’NA YAPILAN ELEŞTİRİYE CEVAP

 

Selam.

Bu makaleyi, 2014 yılında yayımlanan, Emrah Eryılmaz tarafından yazılmış olan Hakikat Kitabı (Emrah Eryılmaz, kitabın satışından elde edilecek kazanç
üzerinden hiçbir ücret talep etmemiştir.) hakkında, bumudin.blogspot.com sitesinde paylaşılmış,”Emrah Eryılmaz – Hakikat Kitabı (Dikkat!)” başlıklı yazıya cevap niteliğinde yazıyoruz. Evet dikkat edin, gerçekten dikkat edin ! Dikkatle okuyun. Dikkatle analiz edip, değerlendirin. Çünkü sizden istenen, “Dikkat”e vurgu yapılmış bir yazıyı yazanların, ne kadar dikkatli olup olmadığına karar vermenizdir.

KİTAP HAKKINDA HAZIRLANAN VİDEOLARI BURAYA TIKLAYARAK İZLEMENİZİ TAVSİYE EDERİZ.

Makalemiz iki bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde, yukarıda zikrettiğimiz yazıdaki eleştiriler ele alınıp, gerekli cevaplar verilmeye çalışılmıştır. İkinci bölümde ise pek çok insanın, muhtemelen sizin de, cevaplarını çokça merak ettiğiniz bazı sorular soracağız. Bu çok önemli sorular karşısında eğer yeterli merakınız varsa, cevaplarını bulmak için gerekeni yapacağınıza inanıyoruz.(İkinci bölüm 13.açıklamadan sonra başlamaktadır.)

Hakikat Kitabı, birçok deist insanın, Kuran’ın Yüce Allah katından indirilmiş muazzam bir Kitap olduğuna iman etmesine vesile olmuştur. Kuran’ı anlamaya çalışan, içinden çıkamadığı sorularla kafa karışıklığı yaşayan, Kuran’dan şüphe duyan onlarca insanın hayatında çok güzel kapılar açmıştır. Bunları neden söylüyoruz peki ? Böyle güzel şeylere vesile olan bir kitaba, Kuran’ı inceleyen, anlamak isteyen, düşündüğünü, sorguladığını iddia eden kimselerin, okumadan eleştiri yapmaya çalışması da bir hayli trajikomiktir.

Makalenin başında şunu belirtmek isteriz ki, kitaba gelen eleştirilere verilecek en güzel cevap kitabın kendisidir. Gelen eleştirilerin hepsinin cevabı aslında kitapta bulunmaktadır, fakat eleştiriyi yazan kişiler kitabı okumadıkları için elbette bu durumdan bihaberdirler. Yüzlerce sayfada anlatılan konuları bizim burada iki satırda özetlememiz elbette mümkün değildir. Amacımız da bu değildir. Amacımız, insanların zihinlerinde oluşabilecek muhtemel sorulara kısa da olsa cevaplar vermek ve bu soruların cevaplarının pek çok detayının Kuran’da izah edildiğini hatırlatabilemektir. Böylelikle insanlar bu soruların cevaplarını öğrenebilmek için fıtratlarının peşinden gitsinler. Yazıyı baştan sona kadar objektif bir şekilde okumanız elbette bizleri memnun edecektir. Şimdiden teşekkür ederiz. Yazımıza kitabın giriş cümlesini ekleyip devam edelim.

“Bu kitap, Kur’an-ı Kerim içinde “Kitab-ı Mubin” olarak bilgisi verilen ve bugüne kadar teviline ulaşılmamış birçok ayet ve sistem bilgilerinin, ulûl elbab’lar, ilim verilenler ve teslim olmuş nefsler için tebliğsidir. Kitap, bilgilerin verilişi açısından belirli bir sistematiğe sahiptir. Bir konunun anlaşılması, diğerini görünür kılar. Bunun içindir ki yazıldığı sıradan okumanız diğer bilgilerin idraki açısından önemlidir. Ayrıca konuların içerdiği yoğun enerji sebebiyle fiziksel (ağırlık, uyku hali vb.) ve bilinçsel olarak değişimler yaşamanız, hem okuduğunuz sırada hem de sonrasında (rüyalarınızda) olağandır. Kitabın size sunduğu tek şey hakikatlerdir. Bilenle bilmeyen bir olmaz. Bu yüzdendir ki bunun sorumluluğunu alabilecek ve uygulayabilecek nefslerin okuması tavsiye edilir.” Hakikat Kitabı Sayfa 19

BİRİNCİ BÖLÜM

Belirtmiş olduğumuz sitede yazılmış olan yazı, “Hakikat Kitabı’na Reddiye!” altbaşlığı ile paylaşılmıştır. Reddiye kelimesi sözlükte “Bir düşünceyi, bir öğretiyi çürütmek için yazılan yazı” demektir. Reddiye yazabilmek için öncelikle çürütülmek istenen yazı okunur, ardından anlaşıldıktan sonra kişi kendi argümanları ile karşılık verir. Bu sitenin paylaşmış olduğu yazıyı “Reddiye” olarak kabul edemiyoruz, çünkü yazıyı okuduğumuzda farkettiğimiz ilk şey, yazıyı yazan kişilerin kitabı baştan sona okumamış ve anlamamış olmalarıdır. Bir argümanı okumadan ona reddiye yazmaya kalkışmak, kişinin kendisiyle çelişmesine sebep olacaktır. Buna paylaştıkları yazıyı okuyarak karar verebilirsiniz. Aşağıda yazının başlığını içeren görselleri paylaştık.

 

Burada, yazıdaki eleştirileri tek tek ele almaya çalışacağız. Ve çelişkileri birlikte inceleyeceğiz. Şunu da özellikle belirtmek isteriz. Burada yazmış olduğumuz cevapları ilk olarak blog sayfasının yorum kısmında toplu bir yazı halinde paylaştık. Fakat yorumlarımız defaatle spamlandığı için(aşağıdaki görselde olduğu gibi) otomatik olarak kaldırıldı, en sonunda sayfa sahibi sayfaya “yorum onaylama” özelliği getirdi.(aşağıdaki görselde olduğu gibi). Ve yazdığımız hiçbir yorumu onaylamadığı için yorumlarımız görünmedi. Biz de gerekli cevapları bir blog yazısı halinda yazmaya karar verdik.



































































1.AÇIKLAMA
Hakikat Kitabı’nı defalarca okumuş, okuduğu süreçlerde
kitabın içerisinde çelişki, yanlış meallendirme gibi muhtemel hataları ısrarla
aramasına rağmen hiçbir zaman bulamayan birisi olarak şunu söylemek isterim.
Kitabın hiçbir yerinde yazar Rasul olduğunu iddia etmiyor. Eğer siz kendi
değerlendirmenizle yazarın böyle bir misyonu olduğu-olabileceği sonucuna
vardıysanız, ya da insanlar böyle inanıyorsa, bu kişilerin kendi inancını
ilgilendiren bir durumdur. Kitapta böyle bir ifade olmamasına rağmen, yazar için “Resullük vasfı iddia etmişti” ibaresinin kullanılması tamamen asılsızdır. Böyle bir iddianın ispatı için, kitapta “Ben Allah’ın Rasulü’yüm” ya da buna benzer bir ibare bulunması gerekir.
 
Eleştirirken
keşke adil olunsaydı ve en azından olmayan bir şey varmış gibi göstermeye
çalışılmasaydı. 
Sürekli olarak “Kuran” diyen insanlarsanız
eğer, Kuran’ın öğrettiği en önemli şeylerdendir adalet. Adil olmak, karşı
tarafı eleştirmeye uğraşırken de göstermeniz gereken bir tutumdur. Bizler kitaba karşı yazılan eleştirilere daima açık olmaya çalıştık. İnsanların yorumlarını silmek, kitaba eleştiri gelmesini engellemek gibi bir tutumumuz hiçbir zaman olmadı. Aksine insanları yapılan eleştirileri okumaya ve değerlendirmeye davet ettik. Fakat kitaba karşı yapılan eleştiriye yazdığımız cevaplar kaldırıldı, engellendi, spamlandı, silindi ve kendimizi savunma hakkımız elimizden alındı.
 
Ve diğer bir husus, yazıda konuların sadece tek ayet üzerinden
değerlendirilmeye çalışılmasıdır. Oysa Kuran bir konuyu anlatırken konuyla ilgili ayetleri
sureler içinde farklı yerlerde zikretmektedir. Bir konuyla ilgili tüm ayetleri
bir araya getirirseniz, konu ancak o şekilde anlaşılacaktır. Bu konuda eleştiriyi yazan kişinin kendi kurduğu cümle ile izah yapmak isteriz.
 
 
 
“Kuran ayetleri bir pasaj halinde okunmalıdır. Aksi halde içerisinden
bir ayeti cımbızlayıp kendi inancına delil sunanların oyunlarına kanılır”.
Fakat
ne yazık ki insanlara söyledikleri öğüde kendi yazdıkları yazı boyunca ters
düştüler. Ve Hakikat Kitabı boyunca onlarca ayet ve yüzlerce sayfada izah edilen konulara, konuyla alakası
olmayan tek bir ayet üzerinden cevap vermeye çalıştılar.
 
Ayet
cımbızlamak”
ibaresini yazarı eleştirmek için kullandılar, fakat 781 sayfalık koca kitaptaki ibareleri cımbızlayarak eleştirmeye
çalıştılar. Dolayısıyla kendileriyle çeliştiler. Yazdıkları yazı “cımbızlamak” fiilinin
örneği oldu.

Emrah Eryılmaz için “..müteşabih
ayetlerden hükümler çıkarmış ve kalbinde hastalık olanların düştüğü duruma
düşmüştü.”
ibaresini kullandılar ve yazdıkları yazı boyunca müteşabih
ayetlerden hükümler çıkarmaya çalıştılar. Bu nasıl bir çelişki ve adaletsizliktir anlamış değiliz.
 
Kuran’daki müteşabih ayetlerin tevilinin, indiği dönemde
henüz bildirilmemiş olduğunu Kuran bizlere haber vermektedir.

“Hayır, onlar ilmini kuşatamadıkları ve kendilerine henüz tevili gelmemiş bir
şeyi yalanladılar. Onlardan öncekiler de böyle yalanlamışlardı. Zulmedenlerin
nasıl bir sonuca uğradıklarına bir bak.” Yunus 39
Peki müteşabih ayetler neden vardır ve bu ayetlerin tevilini kimler bilebilir ?
Ali İmran suresi 7.ayette de bildirildiği üzere müteşabih ayetlerin tevillerini
Allah bilir. Bu tevilleri Allah, vahiy planına seçtiği varlıklar aracılığıyla
insanlara bildirir. Tıpkı Cinn suresi 26-27’deki Rasullere bildirmesi gibi. Bu
konu da Hakikat Kitabı’nda uzun uzun anlatılmıştır.
 
2.AÇIKLAMA
 
BÖLÜM 1’in cevap kısmında, yazarın “Reenkarnasyon inancını İslam’a dahil etmek” iddiasının bulunduğunu yazmışlar. Oysa iddia kısmında yazar İslam’da reenkarnasyon olmadığını, “Kuran içinde bildirilen bedenlenme işleyişi,
reenkarnasyon inancındaki gibi sistemsiz bir şekilde işleyen bir durum
değildir.(Hakikat Kitabı,Sayfa 234)”
cümlesiyle özellikle belirtmiştir. Dolayısıyla yazıdaki iddia
ve cevap kısmı birbiri ile çelişmiştir. Yazar İslam’da bedenlenme olduğunu ve
bunun reenkarnasyondan farklı olduğunu kitapta detaylı bir şekilde izah
etmiştir.
 
 
Zamanın izafiyeti hakkında yazılan cümleyle hemfikiriz. Fakat Kuran’da
“1000 yıl ve 50.000 yıl” olarak verilen zaman dilimlerinin bize anlattığı tek
şey zamanın izafi oluşu mudur ? Ve neden iki farklı sayı bilgisi verilmiştir ?
 
Melekler ve Ruh, miktarı elli bin yıl olan bir günde yükselirler O’na. Mearic 4
Gökten yere kadar her işi O düzenler. Sonra işler, sizin hesabınıza göre bin yıl kadar tutan bir günde yine O’na yükselir. Secde 5. Ayet
 
Neden “1000 yıl” denilmiştir de, “3000 yıl” denilmemiştir ? Bunun sizce de bir
cevabı olması gerekmez mi ? Yazıdaki iddiayı dikkate alırsak “vahiy kelime
israfı yapıyor” dememiz gerekir fakat vahyin kelime israfı yapması söz konusu
bile olamaz. “Ha 1000 yıl demiş, ha 3000 yıl demiş farketmez” diyorsanız, bu
iddia Kuran’ın kullandığı kelimelerin rastgele olduğu sonucuna götürür bizi,
böyle bir sonuç ise takdir edersiniz ki asla sağlıklı değildir. Bu soruların cevapları kitaptaki döngüler, bedenlenme bölümlerinde detaylarıyla açıklanmıştır.
 
3.AÇIKLAMA
 
 
 

“Melekler ve Ruh’un O’na yükselmesi” ile ilgili “Dikkat edilirse ayette ”nefsler elli bin
yıl sonra Allah’a yükselir” denmemiş”
eleştirisinin yapılması ise, Kuran’daki diğer ayetlerin bu konuyla olan bağlantısını görememiş olmalarından kaynaklanıyor. Meleklerin O’na
yükseldiği gün, nefslerin de O’na yükseldiği bilgisi,


“Rabbin geldiği ve MELEKLER dizi dizi durduğu zaman; O gün,cehennem de
getirilmiştir. İNSAN o gün düşünüp-hatırlar, ancak (bu) hatırlamadan ona ne
fayda?” Fecr 22-23 ayetlerinde verilmiştir. Yani meleklerin O’na yükseldiği gün, nefsler de O’nun huzurunda  toplanmıştır. Sonuç itibariyle Mearic 4’te meleklerin O’na yükseldiği gün, nefslerin de O’na yükseldiği gündür.
Bir diğer sorumuz ise, iddia etmiş oldukları “meleklerin kullandığı asansör”ün
kaç kişilik olduğudur. Çünkü işin içine yeryüzünde yaşamış milyonlarca nefs de
girmiş bulunuyor. (Fecr 22-23te yazdığımız üzere). Melekler O’nun katına çıkmak
için asansör kullanıyorsa, nefsler de aynı asansörle mi çıkıyor? Bu asansör
melekler ve nefslerin anlaşıp hep beraber bindiği bir asansör mü, yoksa
melekler 1 günde çıkıp asansör tekrar aşağıya 1 günde indiğinde, nefslerin ayrı
olarak bindiği bir asansör mü ? Meleklerin bile asansörle çıktığı O’nun katına,
insanların nasıl çıkacağı konusundaki fikirlerini merak ediyoruz. Allah’ın
ilmini (Ruh) bir asansöre nasıl sığdırdıkları da ayrı bir soru.
Bir de 50.000 yıl olan bir
yolun 1 günde çıkılması için asansörün kaç km hızla çıkması gerektiği hakkında
bizi bilgilendirmeleri gerektiğini düşünüyoruz.
 
Ayrıca yazıda Ruh kavramı “Allah’ın emri” olarak tanımlanmıştır. Oysa Kuran’a göre Ruh, varlık sahasında hareket imkanı sağlayan ilahi
tesirdir. Bilinç evrimi yapan varlıklar içinse ilahi bilgiye ulaşmak için
gerekli olan kanaldır.
4.AÇIKLAMA
Müminun 99-100.ayetlerde nefs “Rabbim beni geri gönder” diye
konuşuyor. Ayetteki nefsin dönmek istediği şey önceki bedenidir.(Bedenlenme konusunun tamamı Hakikat Kitabı’nda anlatılmıştır.) Çünkü nefs
yeniden dirildiğinde(dünyada), sonraki bedeninde elleriyle takdim ettiği kötü
amellerinin kendisine negatif anlamda yansıyacağını idrak ediyor ve bu hatalarını düzeltmek için
önceye(geriye-önceki bedenine) dönmek istiyor. Fakat böyle bir şey asla mümkün değildir diyor
ayet. Nefs, yaptığı amellerin karşılığını mutlaka görecektir.
Ve Kuran’ı parçacı olarak yorumlamaya çalışan çoğu insan maalesef Kuran’daki “yeniden diriliş” bilgisinin sadece ahiret dirilişini
anlattığını söyler. Oysa ahiret dirilişinin yanında nefslerin varlık sahası(dünya) üzerinde de yeniden dirilişleri yani bedenlenmeleri söz konusudur.
SORU : Müminun 99-100. ayetlere baktığınızda bu nefs uyanmış ve konuşuyor, madem bu nefs bu ayete göre ahirette dirilmişse(gerçekte diyalog berzahta geçmektedir, din gününde değil), neden dirildikten sonra ayetlerin devamında “Arkalarında yeniden diriltilecekleri güne
kadar berzah vardır”
bilgisini veriyor ? Bu nefsin yeniden dirilişi ahirette gerçekleşmişse, ayette neden bir daha dirileceği söyleniyor ?
Ayrıca bu kısımda “Eğer dünyaya dönmek
mümkün olsaydı cevap olarak ”Seni bin yıl sonra yeniden dünya hayatına
göndereceğiz, o zaman salih amel işlersin” demesi gerekirdi.”
cümlesini
kurmaları trajikomik olmuş. Kuran’ın böyle bir cümleyi kuracak bir üslupta olduğunu biz hiçbir zaman görmedik.
5.AÇIKLAMA
Dikkat çekmek istediğimiz bir kısım da İblis için yazmış oldukları, “Bunun üzerine diriliş gününe
kadar izin istemiş ve ihlaslı kullar hariç insanların çoğunu yoldan
çıkaracağına dair yemin etmişti. Burada bahsedilen din günü de bütün insanların
dirileceği hesap günüdür.”
kısmıdır. İblis, Adem as. cennete konulduktan
sonra Rabbinden mühlet istiyor, henüz Adem as. için hesap söz konusu
olamayacakken (çünkü cennettedir), İblis’in mühlet istediği süreç nasıl hesap günü oluyor ?
6.AÇIKLAMA
 
Yazının BÖLÜM 2 kısmında yazmış oldukları, “Nebe suresindeki bu pasajın içinden ayet cımbızlayarak dünyaya
cehennem demek tahrifattır.”
cümlesinden anlıyoruz ki, kitapta anlatılan
cehennem bilgisini yanlış anlamışlar. Evet dünya cehennem değildir. Fakat
cehennem işleyişi dünyada yaşanıyor. Bu ikisi farklı şeylerdir. Kitabın hiçbir yerinde dünyaya
cehennem denilmiyor. Cehennem’in dünyada yaşandığı bilgisine işaret ediliyor,
dünyanın ise Sekar sistemi olduğu anlatılıyor. Yani cehennemin dünya içinde var
olan bir işleyiş olduğu hatta bunların varlıkların sahip olduğu bilinç
frekansları ile orantılı olduğu anlatılıyor.
Cehennemde uygulanan azaplardan birisi olan kaynar su için, “Dünyada kaynar su içen birini gördünüz mü?…
Bu ayetlere inanmayanlar ise ‘’kaynar su
semboliktir’’ diyerek ayetleri alakasız şekilde tevil eder.”
yazmışlar. Yazının Bölüm 5 kısmında ise “Karnına ateş doldurmakla
ilgili ayetlerin birisi dünyada kul hakkı yiyerek mecazen ateş yemekten
bahseder”
(aşağıdaki görsel) yazmışlar. Bu iki
cümleyi peşpeşe dikkatlice okumanız bile APAÇIK bir şekilde nasıl çelişkiye
düştüklerinin görülmesi için yeterlidir. Demek ki azaplarla ilgili sembolik
ifadeler Kuran’da bulunuyormuş değil mi ? Biz de bunu anlatmaya çalışıyoruz zaten.

7.AÇIKLAMA
 
 
Bu cümlelerde söylediklerinden bile, yazıyı yazanın kitabı okumadığı çok bellidir. Varlıklar 50.000 yıllık süre boyunca, her 1000 yılda 1 kez dirilmek üzere, yeryüzünde toplamda 50 bedende yaşıyorlar, din gününde ise tüm bu bedenlere karşılık bir tek bedenle dirileceklerdir. Çünkü kişinin yeryüzünde yaşadığı 50 beden yalnızca bir araçtır, nefsin özünü taşıyan. Bunun yanında din gününde akrabalık bağı yoktur. Kişinin yeryüzünde sahip olduğu 50 farklı aile, din gününde hangisinden kaçacağını şaşırmasını gerektirmez. Neticede, bir kimsenin bir bedeninde de onlarca akrabası, yüzlerce tanıdığı olabilir.8.AÇIKLAMA
Yeniden dünyaya gelme inancını savunanların mantığına göre Allah derileri yakıp yeni deri yarattığı için zalim değildir. Çünkü Allah bunu uygulayacağını Nisa 56’da “Ayetlerimize karşı inkara sapanları şüphesiz ateşe sokacağız. Derileri yanıp döküldükçe, azabı tatmaları için onları başka derilerle değiştireceğiz.”şeklinde bildirmiştir. Önemli olan derilerin yakılmasından ve yeni derilerin yaratılmasından anlamamız gerekenin ne olduğudur. Derilerin değiştirilmesi nedir, ateşe sokulmak nedir ? Cehennem ateşi, köftenin mangalda kızardığı gibi insanın içine atılıp kızartılacağı somut bir ateş midir ? Hayır değildir. Peki nedir ? Cehennem ateşi, Sekar (Dünya) sisteminde uygulanan bir işleyiştir. Tüm detaylarıyla Hakikat Kitabı’nda anlatılmıştır. Yapmanız gereken tek şey, merak ediyorsanız okumaktır.
Paragrafın sonundaki “İslam dini ateist iddialarına göre şekillenecek bir din değil,teslimiyet dinidir” cümlesi ise, ortaya konulan ateist-deist argümanlarını cevaplayamayan birisinin kuracağı bir cümledir. İslam dini elbette teslimiyet dinidir. Teslimiyet ise “Kafanızdaki bu sorular İslam’a karşı içinizde çelişki oluştursa da cevabını bilmeden iman etmek zorundasınız” demek değildir. Teslimiyetin ilk aşamalarından birisidir sorgulamak, düşünmek ve anlamaya çalışmak. Meseleye “İslam teslimiyet dinidir” diyerek bakmak yalnızca insanların içinden çıkamadıkları sorulara karşı bir geçiştirmedir. Ve bu soruları soranlara “Siz teslim olmuyorsunuz” demekten öteye gidemez. Oysa bu soruları soran ve cevaplarını Kuran’da samimiyetle arayan varlıklar, fıtratlarının gereğini yerine getirmektedirler. Ve bu soruların cevaplarını Kuran fazlasıyla vermektedir.
9.AÇIKLAMA
 
 
“Ayrıca İblis’e tâbi
olanların cehenneme gideceği bildirlmiştir. ”Elbette dolduracağım cehennemi
senden ve sana tâbi olan kimselerden tümüyle.” [Sad Suresi 85] Dünya cehennem
olsaydı daha önceden iblis’e uymuş olmamız lazımdı.”
olarak yapılan açıklamaya verilecek en güzel cevap, yazılan Sad 85.ayetin
açıklayıcısı olan Secde 13 ve Hud 119’ün okunulmasını söylememiz olacaktır. Her iki
ayette de geçmiş zaman kullanılmaktadır. Fakat meallerin büyük çoğunluğu bu ayetleri gelecek zaman kipi ile çevirip ayetlerin bilgilerini perdelemişlerdir.



Böylece Rabbinin (şu) sözü tamamlanıp GERÇEKLEŞMİŞTİR: ‘Andolsun, cehennemi
cinlerden ve insanlardan tümüyle dolduracağım.’ Hud 119
Fakat benden çıkan şu söz GERÇEKLEŞMİŞTİR: ‘Andolsun, cehennemi cinlerden ve
insanlardan tamamıyla dolduracağım.’ Secde 13
Demek ki önceden şeytana uyulmuş, insanlar ve cinler cehenneme doldurulmuştur değil mi ? Ve dolayısıyla nefsler cehenneme girmişlerdir. Peki Sad 85’te olayın gelecek zaman kalıbında verilmesinin nedeni nedir ? Çünkü İblis cennetten kovulduğunda, Rabbinden mühlet ister. Bu mühlet süresince Ademoğulları’nı cennetten çıkarmaya çalışacaktır. Allah ise, eğer Ademoğullarından şeytana uyan olursa “Elbette dolduracağım cehennemi senden ve sana tâbi olan kimselerden tümüyle” hitabıyla bir vaad vermiştir. Bu vaad yukarıda da okuduğunuz gibi Hud 119 ve Secde 13’te gerçekleşmiştir. Çünkü Ademoğulları cennetten, cehennem boyutuna indirilmiştir.

Yazıda “Dünyaya ilk kez
gelen bir bebek hangi günahın cezasını çekmek için dünyaya gönderildi?
İslam dinine göre bebekler masum doğarlar.
”Hiç bir günahkâr bir başkasının günahını yüklenmez.” (Necm Suresi 38)”
denilmiş.
Bu soruya biz de başka sorular ekleyelim. Evet hiçbir günahkar başkasının
günahını yüklenmez. O halde engelli ya da genetik hastalıklı olarak doğan,
savaşın ortasında doğan, tecavüze uğrayan, açlıktan ölen bebeklere ve dünyada yaşanan onca zulme nasıl bakmamız gerekir? Allah (Haşa) yarattıklarına zulüm
mü ediyor ? Elbette hayır. Bu varlıklar kimin günahının bedelini ödüyorlar ? Allah zulüm
etmiyorsa ve her varlık elleriyle takdim ettiklerini yaşıyorsa, bu bebekler
neden böyle doğuyorlar ? Bunların bir açıklaması olması gerekir öyle değil mi ? Zira “Size isabet eden her musibet, ellerinizin kazandığı dolayısıyladır. Şura 30” ayeti gibi Kuran’da verilen pek çok bilgiye göre nefslerin yaşadıkları negatif imtihanlar elleriyle takdim ettikleri sebebiyledir. Bu durumlar Kuran’da her nefsin takdim ettiklerine göre bedenlenmesi(yeniden dirilme) sistemi ile detaylıca açıklanmıştır. Bu bilgilerin açıklaması Hakikat Kitabı’nda bulunmaktadır.
 
10.AÇIKLAMA
Meallerini yazmış oldukları ayetlerin devamı olan 14.ayeti de yazsalardı keşke. Yazmamışlar. Yazsalardı bir soru soracaktık. Ama onlar yazmamışsa biz buraya yazalım. “Nefsler ne hazırladığını bilip öğrendi.(Tekvir 14)” ayeti neden geçmiş zaman kalıbında verilmiş ? Çünkü Tekvir suresinin ilk 13 ayeti, döngümüzde yaşanacak olan kıyamet bilgisini anlatmaktadır. 14.ayet ise, geçmiş din günlerinde nefslerin ne yapıp ettilerini bilmeleri üzerinden, genel din gün bilgisini geçmiş zaman ile bildirmiştir. Çünkü 14.ayetteki olay zaten geçmişteki din günlerinde de gerçekleşmiştir. Gelecekte olacak olan din gününde de gerçekleşecektir.

Ya da Kuran’daki geçmiş zaman kalıbında gelen “Sura üflendi (Yasin 51)” ayetine ne diyecekler ? Sura üflendi demek ki değil mi ? Ya da Kuran’da geçmiş zaman kalıbında gelmiş olan onlarca din günü diyalogları ve kıyamet sahnelerine ne diyecekler ? Demek ki gelecekte din günü gerçekleşeceği gibi geçmişte de din günü gerçekleşti değil mi ? Gelecekte kıyametin kopacağı gibi, geçmişte de kıyametler koptu değil mi ? Fakat meallerde bu gibi ayetler yanlış çevirilerek ayet bilgileri perdelenmiştir. Aşağıda verdiğimiz örnek , Kuran’da anlatılan geçmiş zamanda gerçekleşmiş olaylardan sadece birisidir.Zümer Suresi 68-71 :Sur’a üfürüldü; böylece Allah’ın diledikleri dışında, göklerde ve yerde olanlar çarpılıp yıkılıverdi. Sonra bir daha ona üfürüldü, artık onlar ayağa kalkmış durumda gözetliyorlar. Yer, Rabbi’nin nuruyla parıldadı; kitap kondu; nebiler ve şahidler getirildi ve aralarında hak ile hüküm verildi, onlar haksızlığa uğratılmazlar.Her bir nefse yaptığının tam karşılığı verildi. O, onların işlediklerini daha iyi bilendir.İnkâr edenler, cehenneme bölük bölük sevkedildiler. Sonunda oraya geldikleri zaman, kapıları açıldı ve onlara bekçileri dedi ki: “Size Rabbinizin ayetlerini okuyan ve bugünle karşılaşacağınızı (söyleyip) sizi uyaran elçiler gelmedi mi?” Onlar: “Evet.” dediler. Ancak azab kelimesi kâfirlerin üzerine hak oldu.

11.AÇIKLAMA
BÖLÜM 3’te yazdıkları “Aşağıların
aşağısına çevrilenlere en güzel örnek, ‘’aşağılık maymun olun’’ emriyle hayvana
dönüşen Yahudilerdir. Allah’a verdikleri sözü bozunca maymuna dönüşme cezası
almışlardır.”
iddiasının gerçekle hiçbir alakası yoktur. Hücre evrimini
tamamlayıp bilinç evrimine başlayan insanın hayvana dönüştürülmesi Allah’ın
yasalarına aykırıdır. Ayetlerde “aşağılık maymunlar olunuz” emriyle
cezalandırılan varlıklar, hayvana dönüşmemişlerdir, bilinç olarak cehennem
boyutlarındaki bilince geri çevrilmişlerdir. Bu konuyla ilgili detaylar Hakikat
Kitabı içerisinde bulunuyor. Bir kısmını aşağıda paylaşalım.” “And olsun, sizden cumartesi günü haddi aşanları elbette biliyorsunuz. İşte biz, onlara, aşağılık maymunlar olun dedik.” Bakara 64. Ayet
Ayet, kalpleri ve gözleri mühürlenenler bilgisini tamamlayan çok önemli bir detaya sahiptir. Ayette verilmiş “aşağılık” vurgusu, maymuna yapılmamıştır. Nefslerin haddi aşması ve yasağı çiğnemesini üzerine, o bilinç boyutuna indirilmiş olan nefsler, aşağılık olarak nitelendirilmiştir. Ayette bildirilen aşağılık ifadesinin detaylandırıldığı “maymun olun” bilgisinin tamamlandığı diğer ayet bilgisini yazalım.
“And olsun, cehennem için cinlerden ve insanlardan çok sayıda kişi yarattık. Kalpleri vardır bununla kavrayıp anlamazlar, gözleri vardır bununla görmezler, kulakları vardır bununla işitmezler. Bunlar hayvanlar gibidir, hatta daha aşağılıktırlar. İşte bunlar gafil olanlardır.” Araf 179. Ayet


Ayetteki nefs tanımlamasının karşılığı olan bilinç boyutu, varlık sahasındaki ilk kat olan vesveseye uyan, kalp ve vicdandan uzak hayvani haldir. Bu bilinç halinde, var olan melaikeler kullanılamadığı için, ayette “kalpleri, gözleri ve kulakları” var ama “kullanamazlar” detayı verilmiştir. Devamında bu bilinç boyutunda olan varlıklar için “Bunlar hayvanlar gibidir, hatta daha aşağılıktırlar. İşte bunlar gafil olanlardır” bilgisi verilerek bir önceki ayetteki “aşağılık maymunlar” tanımlaması detaylandırılmıştır. Bu durum insanın, maymun formunda olmadığı halde potansiyel olarak kendisine verilmiş olan lütufları kullanamayacak şekilde mühürlenmesidir. Bir diğer mana da şekil olarak insan ama kalben ve bilinç olarak mühürlenmiş nefslerin tasviridir. Nitekim varlık sahasını ve nefsleri dikkatli şekilde izlediğinizde bu mühürleme işlemine tabi olmuş olanları görebilirsiniz.” (Hakikat Kitabı Sayfa 223-224)

12.AÇIKLAMA
Melekler konusu kitabın en detaylı konularından birisidir. Burada yazacağımız tek cevap yukarıda yazmış oldukları cümleyedir. BÖLÜM 4’te “Melek resuller yemek yemezler, insanlar arasında
yaşamazlar.” demişler. Oysa yazılarında bilgilerini paylaşmış oldukları melekler yemek
yeme hususunda hakkında herhangi bir bilgi verilmiş melekler değiller. Yazdıkları yazıda yalnızca İbrahim as’a
gelen meleklerin “et” yemediği bilgisi veriliyor. Bu, onların diğer
yemekleri yemediği anlamına gelmiyor. Bu, İbrahim’e gelen meleklerin “et” yemeyi
tercih etmedikleri anlamına geliyor. Ayrıca Harut ve Marut ile İbrahim’e gelen
meleklerin misyonları farklıdır. Hakikat Kitabı’nda hakkında bilgileri verilmiş Kitabın
Varisleri de melektir, fakat tıpkı diğer insanlar gibi yeryüzünde yaşam
sürmektedirler. Yemek yemek, gezmek, konaklamak, evlenmek gibi fiilleri yaparlar. Bu hususta şu
iki ayeti kıyaslamak meleklerin de rasul olduğunun ve onların da diğer
varlıklar gibi yemek yediğinin izahı olacaktır.
Furkan 20: Senden önce gönderdiğimiz bütün ELÇİLER de yemek
yerler, çarşıda gezerlerdi.
Hacc 85: Allah, meleklerden ELÇİLER seçer ve insanlardan da.
Şüphesiz Allah işitendir, görendir.

13.AÇIKLAMA

BÖLÜM 5’teki Zakkum ağacı ile ilgili yazılanlardan aldığımız kesitleri yazımızın birkaç yerine serpiştirdik. Ve BÖLÜM 5’in cevabına kitaptan yaptıkları alıntı tek başına cevap niteliğinde yeterli
olduğundan ayrı bir izah yapma gereği duymadık. Peki nedir zakkum ağacı ?
“Muhakkak ki zakkum ağacı, günahkârların yemeğidir. Erimiş maden gibi karınlarında kaynar. Kaynar suyun kaynaması gibi. Onu tutun! Hemen cehennemin ortasına sürükleyin. Sonra başının üstüne azap olarak kaynar su dökün. “Tat! Hani sen onurluydun, seçkindin.” Muhakkak ki bu azap, sizin şüphe ettiğiniz şeydir.” Duhan 43-51. Ayetler


Günahkârlar zakkum ağacından yerler. Bu yüzden o ağacın meyvesi olan şeytanın başları olan vesveseyle beslenirler ve yanlış yol üzerinde ilerlerler. Ayet bilgisinde verilmiş olan, günahkârların yediği yemeğin detayı bir başka ayet bilgisiyle tamamlanır ve bu yeme işleminin varlık sahasında olduğu bildirilir. Ayette “Muhakkak ki zakkum ağacı, günahkârların yemeğidir. Erimiş maden gibi karınlarında kaynar” olarak verilmiş olan bilginin detayı ve kronolojik devamı;
“Muhakkak ki yetimlerin mallarını zulümle (haksızlıkla) yiyenler, karınlarına sadece ateş yerler. Ve onlar, yakında alevli ateşe yaslanacaklar.” Nisa 10. Ayet


Ayet, yetimlerin haklarını (kul hakkı) gasp edenlerin, karınlarına ateş yediklerini bildirmektedir. Tabii ki diğer ayet bilgilerini birleştirince bunun zakkum ağacının meyvesi olan vesveseye uyulması sonucu olduğu açıktır. Bunu yapanlar için verilen “karınlarına sadece ateş yerler” tasvirlemesi, “Muhakkak ki zakkum ağacı, günahkârların yemeğidir. Erimiş maden gibi karınlarında kaynar. Kaynar suyun kaynaması gibi” olarak verilmiş bilgiyi tamamlar.


Yetimlerin Hakkını Yiyenler = Günahkârlar
Yetimlerin Hakkının Yenmesi = Şeytanın Başları, Vesvese Sonucu İşlenen Günah
Karınlarına Sadece Ateş Yerler = Günahkârların Yemeği


(Hakikat Kitabı 475-476)

Yazıyı bitirdikleri cümle aşağıdaki gibidir. Kendilerine de söyletildiği gibi, kitabın etkisinde kalanlar inşallah Allah’tan hidayet bulurlar ve kitabın içinde şimdiye kadar cevabına ulaşamadıkları pek çok sorunun da cevabına ulaşırlar. Allah onlardan, onlar da Allah’tan razı olurlar. Fakat Kitabın etkisinde kalanların yakınlarına neden sabır diledikleri konusunda kendilerinin düşünmesi yeterlidir diye düşünüyoruz. Biz inanıyoruz ki, “kişi kendinden bilir”.

Size tavsiyemiz kitabı objektif bir şekilde başından sonuna kadar okumanızdır. Önce iddiaları doğru bir şekilde anlayıp, eğer yapacaksanız sonra eleştiri
yapmanızdır. Yukarıda da elimizden geldiğince açıklamasını yaptığımız gibi,
yazılan eleştiriler gerçeği yansıtmamaktadır ve objektif bir eleştiri(?) yazısı olamamıştır.
İnsan eleştiri yaparken önce karşı tarafın ne dediğini anlamalı, sonra kendine
bakmalı, çok düşünmeli, çok okumalı ve öyle konuşmalıdır. Fakat insan,
vesvesenin oyunlarına kapılıp aceleci olmakta ve tartışmaya meyletmektedir.
İKİNCİ BÖLÜM

Eğer yazıyı buraya kadar okuyup Hakikat Kitabı’nı okumaya karar vermişsen, umarız hayatın boyunca sorduğun pek çok sorunun cevabını kitapta bulursun. Ki samimiyetle okursan eğer, cevaplar orada duruyor. Eğer hala korkuların, önyargıların, kafa karışıklıkların varsa, senin için bu bölüme eklemek istediğimiz kısa bazı detaylar var.Bir hatırlatma yapmamızda fayda var. Aşağıda soracağımız soruları okuduğunda “bunlar deistlerin-ateistlerin İslam’ı çelişkili göstermek için sorduğu sorular” deyip, sorularımızı olumsuz anlamda yargılayacak insanlar olabilir. Fakat bu yargıya mahal vermiyoruz, çünkü bu soruların cevapları Hakikat Kitabı’nda tek tek verilmiştir. Kuran, bu soruları cevapsız bırakmamıştır. Mevcut gelenek dini bu soruları cevaplayamadığı için, genelde sorulardan kaçar, yahut alakasız cevaplar vermeye çalışırlar, bu cevaplar da hiçbir zaman tatmin edici olmaz. İslam dini farklı inanç mensuplarının sorularının altında ezilecek, aciz bir din değildir. Muhammedîlerin çoğu İslam’ın yüceliğinden, mükemmelliğinden bahsederler fakat İslam’ı bu tür soruların karşısında acizmiş gibi lanse ederler. Bu tür soruları soran insanları toplumda etiketlemeye, bastırmaya, susturmaya çalışırlar. Ya da Allah’ın adaletini sorgulamakla, isyankar olmakla, inkarcı olmakla itham ederler. Oysa görürüz ki, bunu yapanların bile zihnini  bu tür soruların içinden çıkamama durumu yeyip bitirmektedir.

– Size orada (dünyada) öğüt alabilecek olanın öğüt alabileceği kadar öğüt vermedik mi? Fatır 37

Bir düşünün bir tarafta 25 yaşında ölen bir insan, diğer tarafta 80 yaşında ölmüş bir insan. Ve bu varlıklara öğüt alabilecekleri kadar bir yaşam verildiği söyleniyor. Ve biz Allah’ın insana zulmetmediğine inanıyoruz.Evet durum tam olarak böyle. Öyle bir durum olmalı ki, bu nefsler din gününde “Bana öğüt alabileceğim kadar ömür verilmedi” diyemesin. Çünkü biz bu ayetle birlikte görüyoruz ki, nefsler din gününde bu mazereti sunamayacaklar. İşte bu, Kuran’ın anlattığı yeniden diriliş yani bedenlenme ile izah edilebilecek bir konudur.

 

– Bu, ellerinizin önceden takdim ettiği işler yüzündendir.
Yoksa şüphesiz Allah kullara zulmedici değildir. Enfal 51
-Size isabet eden her musibet, (ancak) ellerinizin kazandığı
dolayısıyladır. (Allah,) Çoğunu da affeder. Şura 30
-Şüphesiz Allah, insanlara hiç bir şeyle zulmetmez. Ancak insanlar, kendi nefislerine zulmediyorlar. Yunus 44
Hadi örneklere devam edelim. Bir düşünün insanların başlarına gelen musibetleri. Bunun en yakın örneği kendi yaşadıklarınızdır. Mesela bir çocuk düşünün. Savaşın ortasında doğmuş, ya da bir Afrika çölünde susuzluktan ölmüş, ya da genetik ölümcül bir hastalık ile doğmuş. Allah kuluna zulmetmiyorsa ve her nefs elleriyle takdim ettiklerini yaşıyorsa, bu nefslerin önceden bir şeyler takdim etmiş olduğunu düşünmek çok manidar değil mi ? Bu, her nefs için geçerlidir. Sizler olayları sadece kendi çevrenize ve imkanlarınıza bakıp değerlendirirseniz bir şeyleri görmeniz zorlaşır. Bu örnekler o kadar çok ki, bunları görüp, bilip, yaşayıp cehennemi uzaklarda aramak anlamsızdır. Zira Kuran’da, “Sizden ona (cehenneme) girmeyecek hiç kimse yoktur. Bu, Rabbinin kesin
olarak üzerine aldığı bir karardır.” Meryem Suresi 71.ayet
buyrulmaktadır. Zira Kuran’a göre Sekar sisteminde imtihan işleyişine girmiş her varlık cehennem boyutundan bilinç evrimine başlar. Yani cehennem varlık sahası üzerinde işleyen bir işleyiştir.
Aşağıya koymuş olduğumuz görseller, gözlerini, kulaklarını ve kalbini yeryüzünde yaşanmakta olan ateş imtihanlarına kapatan insanlara, cehennemin nerede olduğunun örnekliğini göstermek için konulmuştur. Yeryüzünde yaşanan zulümlerin, savaşların, hastalıkların sebebi sorulduğunda yalnızca “İmtihan işte” gibi bir cevapla geçiştirmek, yaşanılan dünyanın neresi olduğunun farkında olmamak demektir. Elbette yaşanılan her şey bir imtihandır. Fakat bu imtihanların kime neye göre verildiği bilgisini idrak edersiniz, pek çok sorunuza cevap bulabilirsiniz.

Yeryüzünde neden aralarında bu kadar uçurum olan imtihanlar yaşanmaktadır ? Bebek yaşta ölen bir insanın din gününde hesabı nasıl olacaktır ? Yoksa bu insan zaten yeryüzünde toplamda 50 beden yaşamış ve yaşadıkları, bu bedenlerinde takdim ettiklerine göre mi şekil almıştır ?

(Görseller instagramda bulunan @ugurgallen hesabından alınmıştır.)

 


 

 

 



-Ey Kitap Ehli, elçilerin arası kesildiği dönemde: ‘Bize
müjdeci de, bir uyarıcı da gelmedi’ demenize (fırsat kalmasın) diye size apaçık
anlatan elçimiz geldi. Böylece müjdeci de, uyarıcı da gelmiştir artık. Allah
her şeye güç yetirendir. Maide 19

-Andolsun, biz her ümmete: ‘Allah’a kulluk edin ve tağuttan
kaçının’ (diye tebliğ etmesi için) bir elçi gönderdik. Nahl 36
-Şüphesiz biz seni, hak ile bir müjdeci ve bir uyarıcı olarak
gönderdik. Hiç bir ümmet yoktur ki, içinde bir uyarıcı gelip-geçmiş olmasın. Fatır 24
Bir diğer önemli konu ise, yeryüzündeki hiçbir varlığın din gününde “Bana bir uyarıcı gelmedi” mazeretini söyleyemeyeceğidir. Çünkü İlahi plan işleyişi, hiçbir nefsin bu mazereti sunamayacağı şekilde ayarlamaktadır. Bu konuyla ilgili oluşabilecek soruları da kitaptaki konular izah etmektedir. Biz sadece hatırlatıp geçiyoruz.
Bu gibi soruların yanında sorabileceğimiz pek çok soru vardır.
– Allah “Yeryüzünde bir halife kılacağım” deyip, Adem as ve eşini yarattıktan sonra neden cennete koymuştur ?
– Şeytan Adem ve eşi cennetteyken, onlara nasıl vesvese verebilmiştir ? Zira İblis cennetten kovulmuştu.
– Kuran’da ölüm sırasında can almakla görevli varlıkların bilgisi neden iki farklı şekilde verilmiştir ? Bir ayette “ölüm meleği” gibi tekil bir ifade geçerken, diğer ayette neden “elçiler” gibi çoğul bir ifade geçmektedir ?
De ki, “Size vekil kılınan ölüm meleği sizi vefat ettirecek, sonra Rabbinize döndürüleceksiniz.” Secde 11
Sizden birinize ölüm gelince, onu elçilerimiz vefat ettirir. Onlar kusur etmezler. Enam 61
– Kuran’da anlatılan gece-gündüz işleyişi nedir ?
– Kuran’da anlatılan yıldızların görevleri nelerdir ?
– Melek nedir, Rasul nedir, Nebi nedir ?
– Kuran’da geçen 19 sayısı neyi anlatmaktadır ? 6 gün, 7 gök, 4 gün, 2 gün gibi ibareler neyin karşılığıdır ?

Her gün, bunlara benzer onlarca soru türemektedir. Yazmış olduklarımız bazılarına örnektir. Ve hepsinin birer cevabı vardır. Ve nefsin yapması gereken önyargılarından sıyrılmasıdır.

““Kitap’ı sana indiren O’dur. Onun bir kısmı muhkem (hüküm
ihtiva eden, manası açık olan) ayetlerdir, onlar Kitabın esasıdır ve diğerleri,
muteşâbihtir (çok anlamlı, manası kapalı). Fakat kalplerinde eğrilik
bulunanlar, bu sebeple muteşâbih olanlara tabi olurlar. Ondan fitne çıkarmak
için, onun tevilini (yorumunu) yapmak isterler. Ve onun tevilini ALLAH’tan
başka kimse bilmez ve ilimde rusuh (ilim) sahipleri ise: “Biz O’na iman ettik,
hepsi Rabbimizin katındandır” derler, onlar da tezekkür edemezler, sadece
ulûl’elbab (tezekkür edebilir).” Ali İmran 7. Ayet
 
Muhkem ayetler, yaşandığı zamanda anlamı anlaşılabilen
ayetlerdir. Gerçi muhkem ayetler bile kendi içlerinde farklı anlamlar
taşımaktadır. Bu anlamlar, anlamı çözümlemeye çalışan kişinin kalbi ve bilinci
ile orantılıdır. Müteşabih ayetlerse, birçok anlama sahip olan ve indiği dönem
veya sonraki zamanda anlamı çözülemeyen, ama zamanı gelince anlamı
bilinebilecek olan ayetlerdir. Müteşabih ayetler her nefs tarafından
anlaşılamayacağı ancak bu ayetlerin müzakeresinin “ulûl’elbab”lar tarafından
yapılabileceği ve anlaşılabileceğini Yüce ALLAH buyurmuştur. Bunun böyle
olmasının sebebi de açıklanmıştır.
 
Ulûl’elbab (Öz bilginin sahipleri) Ülû, sahip demektir.
Elbab, lübb kelimesinin çoğuludur. Lüb; bir şeyin özü, halisi, içi, şaibelerden
arınmış, zeki, keskin akıl anlamlarına gelir. Bu, bir bilginin özüne (sırrına)
Yüce ALLAH’ın izniyle alabilecek duruma gelmiş önyargısız, objektif nefs
grubudur. “Onlar, (her) sözü işitirler, (fakat) onun en güzel ve doğru olanını
(seçip) uyarlar. İşte onlar, ALLAH’ın hidayete erdirdikleridir. Ve işte onlar;
onlar ulûl’elbabtır.” Zumer 18. Ayet
 

Yüce ALLAH’ın ayette bildirdiği üzere “ulûl’elbab”lar, her sözü ve fikri aklen ve kalben dinleyip en doğru sözü seçen, onun üzerine yaşamlarını süren nefslerdir. Yargılar insanı sınırlayan durumlardır. Doğduğunuz andan itibaren bu yargılar çevre ve çeşitli koşullar ile sizi sınırlamaya başlar. Ve size gelen bir bilgiyi yorum veya sınıflandırırken belleğinizde bulunan yargılar, o bilgiye algılayışınızı subjektif bir durumda şekillendirir. Bunun içindir ki bilgiyi anlamak ve kavramak için gerekli olan en önemli şey önyargısız bir şekilde değerlendirebilme yetisidir. Bu, Yüce ALLAH tarafından bu nefslere verilmiş bir lütuftur. “Bu Mübarek Kitabı sana indirdik, ayetleri ile tedbir alsınlar ve ulûl’elbab tezekkür etsin diye.” Sad 29. Ayet (Hakikat Kitabı Sayfa 43-44)




Yeni bir yazıda görüşmek dileğiyle.



KİTABIN İÇİNDEKİLER BÖLÜMÜ AŞAĞIDA VERİLMİŞTİR.

 

 

 

 

 

 

 

#Hakikatkitabı #EmrahEryılmaz #Hakikatkitabınedir #HakikatKitabıekşisözlük

(Toplam ziyaret: 933, Bugün: 1)

3 Comments

  1. Unknown Mart 29, 2019 at 10:30 am

    Sayın Blog yazarı kardeşim, kardeşim diyorum çünkü yaşım 50 nin üzerinde. Bundan yaklaşık 4 sene öncesine kadar bende sizin " genel anlamda "gelenekçi diye tabir ettigi inanca sahip oldugumu düşünüyordum ,burada anlatmanın gereksiz olduğunu bazı durumlardan dolayı inancimi biraz olsun sorgulamaya başlayınca geleneksel İslam in gercek Allah inancıma cevap veremediğin farkına vardım ve sadece Kur'an ın yeterli olduguna inandım tabi buna inanırken kendi çapımda bircok araştırma yapmaya da calistim. Bu araştırmaları yaparken (yaklaşık 3-4 yıl) bir çok değişik fikirler ile karşılaştım inanın tüm farkliliklari tek tek yazmak isterdim fakat bunlar salat ,zekat,oruç , hacc gibi temel kavramlar zaten sizde farkindasinizdir bu dusunce farkliliklarinin hâl böyle olunca benim gibi cahillerin (bunu kinaye olarak soylemiyorum) aklinin karismasi kadar doğal bisey olamaz.Nasil oluyorda apaçık olan kurandan herkes değişik anlamlar cikariyor ayni sizin olayda olduğu gibi reddiye yazarken de bu reddiyelere cevap yazarken de herkes ayet ile cevap veriyor ve herkes haklı .
    Bu durum bende yakin gelecekte ateizm ve ozellikle deizm in fikir olarak çok rağbet göreceği gercegi ile karsilasacagiz kanatini olusturuyor.
    Sizin bu konuda gorusleriniz varsa ve benimle paylasirsaniz memnun olurum selametle…..

    Cevap
    1. Baran Haziran 21, 2020 at 1:06 am

      Çok şükür mantıklı konuşan insanlar da var yazdıklarınız için teşekkür ederim ^^

      Cevap
  2. Aleyna Mayıs 15, 2019 at 12:14 am

    Allah razı olsun kardeşim

    Cevap

Yorum Yap

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir